20 Ocak 2021 Çarşamba

Anıları Olmayanlar Yaşayabilir mi?

Anıları Olmayanlar Yaşayabilir mi?
Merhaba,

Seninle ilgilenmediğin konuları yazışmak istemem. Çünkü senin hiç sevmediğin konuları gündeme getirmekle seni meşgul etmiş olurum.
"Hayır, böyle düşünmene gerek yok, meşgul etmiyorsun" desen de Bazı konuları yazışmak ya da sözünü etmek istemeyebilirsin. Senin ilgilenmek istediğin konuları yazmak, konuşmak isterim. Bu nedenle bazen senin de konu açmanı bekliyorum. Yazdıklarımla seni memnun etmişsem ben de memnun olurum. Ne zaman olursa olsun beni rahatsız edebilirsin. Herkes gibi sana da yardımcı olurum.
"Canım sıkkın ya! Uyuyamıyorum, biraz da ağlamak istiyorum" dediğine göre seni rahatsız eden durumlar var demektir. Nasıl olsa da iyi olsan acaba, onu da bilemiyorum.
Şiir yazdığını belirtiyorsun, ben de okuyabilir miyim?

Bazen susmak gerek
İçin avaz avaz bağırır çığırırken bile susmak
Sessiz çığlıklar atarak
Kaleminden k
an kırmızı mürekkepler saçarak susmak
Sözcüklere isyan edip
Boğazında düğümlenirken
Avazın çıktığınca susmak gerek
Dudaklarından dökülecek tek bir sözcüğe hasret
Bakışlarda derin yaralar açmak için


Şiir duyguların dilidir zaten. Düzenli ve güzel anlatım yoludur. Yineleyerek denedikçe cümleler daha iyi oturur, dizeler oluşur. Özetlenir anlatılmak istenen. Yineleyerek yazmazsan düzyazı gibi kalır. Şiir denemelerini sıkça yapmalısın.
"Uyuyamıyorum, biraz da ağlamak istiyorum" diyorsun.
Alışacaksın, yaşam işte...
"Bazen susmak gerek" ise de, huzursuz olmamak için içini dökmelisin. Yoksa içine attıkça rahatsız olursun.
"Dışa atınca ne oluyor? Babamı çok özlüyorum, bir şey yapabilecek misin? Yok..."
Bunları demekle, sorunu sormakla haklısın.
Evet, hiç kimse gidenleri geri getiremez biliyorsun. Babanı geri getiremem, ama onun anısıyla seni mutlu etmek isterim. Başka birilerini de geri getiremem. Her kim olursa olsun, anıları varsa yaşıyorlar demektir. Anıları olmayanlar yaşayabilir mi sence?
"Yaşayamaz" diyorsun değil mi?
Elbette; "Gençler ümitleriyle, yaşlılar anılarıyla yaşarlar" deniyor bir Fransız deyişinde. Aramızdan ayrılanlar, bizimle anılarıyla yaşarlar. Eğer o anıları kalıcı kılarsak, geleceğe de aktarmış oluruz. İnsanlar akıl, bilim ve sanat ile diğer yaratıklarından ayrılırlar. Özellikle de; kitap, heykel, fotoğraf, film, mimari ve diğer kalıcı sanat yapıtlarıyla yaşarlar.
Babam çiftçiydi, ayrıca pek çok beceriye de sahipti. Duvarcılık, marangozluk, demir teneke işleri ve diğer... Diğer yandan ilkokulu bitirmiş olmasına karşın hem düzyazı, hem de şiir yönünden kalemini de iyi kullanırdı.
Babamın şiirlerini bir araya topladım ve 2009 yılında 'Babamın Şiirleri' adıyla kitap olarak yayınladım. Anılarını yazdığı defteri de 'Babamın Yazdıkları' adıyla düzenledim. 2018 yılı Ekim ayında yanına uğradığımda, yakında kitap olarak yayınlayacağımı söyledim. Gülümsedi, "Desene ölmeyeceğim" dedi.
31 Ocak 2019 tarihinde kaybettik. Büyük oğlum Ozan Özerol'un katkıları ile 2020 Ocak ayında Babamın Yazdıkları kitabını yayınladım.
"Sen de seviyor muydun babanı?" diyorsun.
Babam aramızdan ayrıldığında 86 yaşındaydı. Ne desem de gereksiz kalır birkaç cümle. En iyisi Babamın Yazdıkları kitabımı sana göndereyim, önsözünden okursun. Okuyunca da eminim ki sen de babanın yazdıklarını 'kitap yapayım' diye düşüneceksin. Çünkü onu çok sevdiğin her halinden belli oluyor. "Sen de seviyor muydun babanı?" demen bile bunu gösteriyor.
Hala ağlamak istiyor musun?
Hayır, ağlamıyorsundur artık...
"Aramızdan ayrılanların anıları ve eserleri varsa bizimle yaşıyorlar diyorsun" ve ağlamıyorsun...

Ankara, 20 Ocak 2021

3 Ocak 2021 Pazar

İnsanın Her Zaman Yaşamında İlginç Şeyler Vardır

İnsanın Her Zaman Yaşamında İlginç Şeyler Vardır







Merhaba, 
Ne demiştim bir mektubumda?
“Her mektubuma “Merhaba” diye başlarken, hitap ettiğim kişileri farklı görebilirsin. Ancak tüm mektuplarımın sana olduğunu belirtmeliyim. Mektuplarımı okusan da okumsan da yazacağım.”
Sana yazmayalı yine uzun zaman oldu. Hep yazmak istedim, ancak dünya hali işle; oldukça yoğun bir yaşam döngüsü var. Virüs salgını bir yandan, günlük yaşamın akışı bir yandan ve diğer konular, derken zaman geçiyor. Bazen unutkanlık da oluyor ve yapılacaklar günler sonrasına kalabiliyor.
İnsanın her zaman yaşamında ilginç şeyler vardır. Bazı yazarlar bu ilginçlikleri öykü, tiyatro, anı ya da roman tarzında dile getirerek bu tür olayları yaşayanlara bir anımsatma yaparlar. Böylelikle pek çok insanda içten bir gülümseme duygusu yaratırlar. Bu bazen de acı bir duygusallık yaşamaya ya da kahkaha ile gülmeye neden olabilir.
Sana bu mektubumda sahibi ve yazı işleri müdürlüğünü yürüttüğüm Hekimhan dergisinden kısaca söz ettikten sonra 12. Sayısı ile ilgili yaşananlardan söz etmek istiyorum.
Biliyorsun 2018 kışından buyana her şeyi ile Hekimhan’ı kapsayan bir dergi çıkarmaya başladım. Dergiyi satmaktan çok belgelemek amaçlı çıkarmak, kültürümüzün gelecek kuşaklara aktarımını sağlamak amacındayım. Dergiyi aynı zamanda bir imece çalışması olarak düşünüyorum ve bu amaca ortak olan tüm abone ve okurlara teşekkür ediyorum.
Üç yılı tamamladık ve 2021 yılının Şubat ayında çıkarılacak olan 13. sayısından itibaren dergimize daha iyi ve yeni bir biçim vererek ve tüm işleri tek elden yürüterek sizlere ulaştırmaya çalışacağım.
Kasım ayında çıkan derginin 12. sayısını gruplar halinde abonelere göndermeye başlarken bir yandan da 13. sayıyı düzenliyorum.
12 sayımızda Halil Kaynarca ağabeyimizin yakın zamanda aramızdan ayrılan Ahmet Çatal ile ilgili yazdığı yazıdan dolayı dergi istemleri doğdu. Diğer yandan 11. Sayımızda Hüseyin Çelik tarafından yazılan Sadık Uygun hakkındaki yazıdan dolayı kızı Özgür Uygun Aydın tarafından ve İğdir köyünden İsmail Gürbüz’ün yazısından dolayı oğlu Murat Gürbüz tarafından bir miktar dergi istendi. İstem doğrultusunda ek baskıya karar verdim. Kargo bildirimi gelince dergi gelecek derken, daha sonra baskıya verdiğim Akçadağ İlköğretmen Okulu fotoğraf kitabı çıktı paketten…
Bugün gelir, yarın gelir derken derginin Malatya'ya gittiğini öğrendim. İletişim kurdum ve aradığımda Samsun'da olduğunu söyleyen kişi, “Derginiz Ordu’ya gitmiş” dedi. Ordu'daki kişi ile iletişim kurdum. Telefona çıkan meslektaşım idi. Uygun zamanda kargoya vereceğini söyledi. Teşekkür ettim, Kendisine kitaplar göndereceğimi de yazdım.
Ve bugün (2 Ocak 2021) dergiler geldi…
Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Sulhi Dölek, Muzaffer İzgü gibi yazarların yapıtlarını anımsayınca girişte değindiğim gibi yaşantının yazarlar için örneklerle dolu olduğunu bir kez daha anımsadım.
Özellikle de Corona sürecinde bunların neden olduğunu tahmin etmişsinizdir. Paketlere adresler yazılırken yanlışlık olmuş ve böylelikle dergi Ankara, Malatya, Samsun, Ordu derken yeniden Ankara'ya döndü ve hafta içinde abonelerimize, istemde bulunanlara gönderilecek.
Dilerim bir gün önce bu virüs salgını etkisi biter de yaşam normale döner.
Sanırım şiir ve düzyazı çalışmalarını sürdürüyorsundur. Dergide yazı ve şiirlerini de görmek istiyorum.
2021 yılının daha iyi ve daha güzel geçmesi dileğiyle sağlıklı ve mutlu günler diliyor, selam ve sevgilerimi iletiyorum.

10 Aralık 2020 Perşembe

Mustafa Özcan

Mustafa Özcan
15 Eylül 1971 tarihinde Hekimhan’ın İğdir köyünde doğdu. Annesi Satı Özcan, babası Hasan Özcan'dır. Altı kardeşin üçüncüsü olup ikiz kardeşinin adı Kemal'dir.
İğdir Köyü İlkokulu, İğdir Köyü Ortaokulu ve Hekimhan Endüstri Meslek Lisesi'ni bitirdi.
Lise yıllarına kadar köyde ailesinin çiftçilik yaşamına katıldı.
Askerliğini 1991 yılında Bursa Mustafa Kemalpaşa'da jandarma çavuşu olarak yaptı.
Yakın savunma sanatı uzmanı Sadık Şahin’den ders aldı.
Ankara'da bir kamu kurumunda teknisyen olarak görev yapıyor.
Arif ve Ali Arda adlarında iki erkek çocukları var.
Bağlama ve üflemeli çalgıları çalıyor. Bağlamayı ilkokul yıllarında, kavalı da koyun kuzu otlatırken öğrendi. Bir süre müzik ekibi kurarak düğünlerde programlar yaptı.
İş hayatıma başladığımda İhsan Öztürk'ten kısa bir dönem ders aldı. Halk müziğine emek vermiş ustalardan bir şeyler öğrenmeye çalıştı. Bu konuda Arif Sağ'ın ayrı bir yeri olduğunu belirtiyor.
Ankara’da Özgür Radyo’da programlara katıldı.
Uzun zamandır şiir yazıyor. Şiir konusunda Ozan Mazlumi’den (Ali Ballıktaş) destek gördü. Kıvılcımlar Düştü Sevdama (2009) ve Kıvılcımlar Alev Aldı (2011) adlarıyla iki şiir kitabı yayınladı. Beste yapmaya çalışıyor. Hayalimiz Gerçek Oldu adıyla öz ve müzikleri kendisine ait olan bir albüm yaptı (2018).
Altı kardeşin hepsi de bağlama çalabiliyor. Ağabeyleri Abidin, Ali ve Hıdır bağlama yapmasını biliyorlar. Hıdır ağabeyi Ankara’da Keçiören İncirli’de saz yapımevi var ve geçimini bağlama yaparak sağlıyor. Büyük oğlu Arif bağlama, küçük oğlu Ali Arda gitar çalıyor.
Halk müziği ile ilgili görüşlerini şöyle dile getiriyor.
“Halk müziğine günümüzde istediğiniz gibi değer verilmiyor. Yeni nesil de halk müziğini pek fazla dinlemiyor. Halk müziğinin gelecekteki yerini koruması için, anne ve babalar çocuklarını uygun yaşta müzik kurslarına göndermeli. Çocuklarını halk müziği yayınları yapan radyo ve televizyon programlarına yönlendirmelerini istiyorum.” *

İhsan Öztürk’ün Kitabına Yazdığı Önsöz

Sevgili Mustafa Özcan, 1990’lı yıllarda (o dönem Strazburg Caddesinde olan) Müzik Kursumuza öğrenci olarak geldi. Temel eğitiminden sonra bağlama dersleri başladı. Daha Önce bağlama çaldığı için onu ileri düzeyde eğitim gören bir guruba almıştım. Uyum sorunu gurupla derslere devam etti. Beyefendi kişiliği ile arkadaşları ve benim sevdiğim bir öğrenci olarak bir dönemi paylaşmış olduk.
Aradan uzun bir zaman geçti ve bir gün Mustafa ziyaretime geldi. Şiir yazmaya merak sardığını, söyledi ve yazdığı şiirlerden bazılarını okudu. Açıkçası ustaca yazılmış şiirler değildi. Dilimin döndüğünce konu, ölçü (vezin), uyak (kafiye), ayak gibi, şiiri şiir yapan unsurlara çok dikkat etmesi gerektiğini anlattım. Usta ozanların şiirlerinden bazı önemli örnekler vererek ayakları yere basan, akıcılığı olan, okuyana ve dinleyene haz veren şiirle yazmasının kolay olmadığın, söyledim. Bunları dikkate alarak şiirler yazmasını önerdim.
Bir süre sonra Mustafa tekrar ziyaretime geldiğinde yanında yeni şiirleri olduğunu söyledi. Bu kısa sürede kendisini bi hayli geliştirdiğini görerek tebrik ettim ve bu değişikliğin nedenini sordum. Sevgili dost Ozan Mazlumi’yle (Ali Ballıktaş) halk şiiri konusunda çalıştığını, ondan yardım ve feyiz aldığını anlattı. Bence de iyi bir seçim yapmıştı; çünkü bu tür konularda doğru bir rehber bulmak son derece önemlidir.
Daha sonraları ara ara telefonla arayarak yeni yazdığı şiirlerden örnekler okumayı sürdürdü. Bu arada Kıvılcımlar Düştü Sevdama’ adlı bir şiir kitabı yayımlandı.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; Sevgili Mustafa geçen süre içinde kendini her gün biraz daha geliştirerek ozanlık yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bize de elimizdeki ‘Kıvılcımlar Alev Aldı’ kitabında yazdığı ve bundan sonra yazacağı şiirleri (deyişleri) keyifle okumak kalıyor.
Mustafa kardeşimizin ozanların arasında sağlam ve saygın bir yer edinmesini diliyor ve bekliyorum.
Sevgili Mustafa her şey dilediğin gibi, yolun açık olsun...

Şiirlerinden Örnekler

Baharda Gördüm

Baharı yetirdim kışa uğradım
Karı boranımı baharda gördüm
Bu bizim ellere boşa uğradım
Derdime dermanı baharda gördüm

Yıllardır gezerim değnek elimde
Yatak yorgan yaptım abam belimde
Yara m kötü çıktı oğul filimde
Uyudum uyandım seherde gördüm

Beydağı’nı örtmüş beyaz bir örtü
Tükenmiş bedeni gösterdi tartı
Dermanım olursa aşarım sırtı
Can Mustafa’m seni göherde gördüm

Babamdan Gördüm

Sorma be üstadım üstatlığımı
Kemale ermeyi babamdan gördüm
Yorma be üstadım üstatlığımı
Ağıtlar yakmayı anamdan gördüm

Elinde bastonu başında fesi
Yıllardır aklımdan çıkmıyor yası
İçirdi badeyi bakırdı tası
Gönülden sevmeyi ninemden gördüm

Bu vatan atamdan bana emanet
Ölürsem evladım sana emanet
Askerin nöbette ona emanet
Vatan sevgisini dedemden gördüm

Sırtımda taşırım emanetimi
Öğrettim neslime marifetimi
Can Mustafa’m yazdım kerametimi
Hünkâr Hacı Bektaş Velimden gördüm

İnsanoğlu

İnsanoğlu damar damar dağılmış
Bacı kardeş belden bele değişir
Olgunlaşan başak gibi eğilmiş
Yollar aynı ilden ile değişmiş

Bir gövdeden uzar gider dalları
Kader çoktan ayırmıştır yolları
Türlü türlü konuşurlar dilleri
Harfler aynı dilden dile değişir

Kısmetleri saatlere bölünmüş
Gece ayrı gündüz ayrı dilinmiş
Zenginlerin hesapları silinmiş
Renkler aynı kuldan kula değişir

Ömür denen yolun sonu bilinmez
Can Mustafa’m ayrı aynı bulunmaz
Böyle duygu para ile alınmaz
Arı aynı baldan bala değişir

Kıvılcımlar Düştü Sevdama

Kıvılcımlar düştü bugün sevdama
Yükseldi alevler söndüremezsin
Avcı gibi taşla beni avlama
Söylenme boşuna döndüremezsin

Yanmıştı ezelden közü yerinde
Ok gibi saplandı çıkmaz derinde
Söylemesi çok zor gönlüm birinde
Sevmedim desen de kandıramazsın

Gözüne bakınca beni görürüm
Göz göze gelince o an eririm
İstesen bu canı sana veririm
Can Mustafa’m çağlar dindiremezsin


* 22 Kasım 2020 tarihinde kendisinden derlendi.

Akçadağ İlköğretmen Okulu Fotoğraflar/Siyah Beyazlar

Akçadağ İlköğretmen Okulu Fotoğraflar/ Siyah Beyazlar

Babam, 1953 Aralık ayının 22’sinde doğduğumu söyler. ‘Yeşil’ takma adıyla bilinen köyümüzün merhum köy enstitülü öğretmenlerinden Hüseyin Öztürk hep, “Sen Tahsin ile emsalsin” der, sonra yaşaran gözyaşlarını silerdi. O zaman en büyük çocuğu olan oğlu Tahsin ile kardeşi Muzaffer İsviçre’de yaşıyordu. Âşık Mustafa Başaran’ın eşi Zehra Başaran da, “Selahattin senden beş altı ay küçük. Sen dar kışta doğdun, Selahattin de baharda” demişti. Bütün bunlara göre demek oluyor ki 1954 yılına yakın bir zamanda, yani babamın dediği tarihte doğmuşum.
1961-1965 yılları arasında okuduğum Ballıkaya Köyü İlkokulunda öğretmenlerim Abidin Öztürk (Çolak Eğitmen), İpşir Güner, İsmail Yıldırım ve Zeynep Oktay oldu. 1966-1967 öğretim yılında Akçadağ İlköğretmen Okuluna girdim, 1966-1972 yılları arasında yatılı olarak altı yıl okudum.
Akçadağ İlköğretmen Okulunu birlikte kazandığımız köyümüzdeki jandarma karakolunun komutanı Çavuş Galip Sezer’in oğlu Hamza Sezer, fotoğraf çekmeye meraklı bir arkadaştı. Okulda fotoğrafların baskısı fotoğraf kolunun atölyesinde yapılırdı. Onun sayesinde az da olsa fotoğrafımız oldu. Teyzem oğlu Rıza Çelik bizden bir yıl sonra okula geldi. O da Hamza gibi fotoğraf çekme konusunda meraklı biriydi. Benim gibi de şiir, resim yeteneği vardı.
1966 yılında nüfus cüzdanı çıkarılırken çekilen fotoğrafım ilk fotoğrafım desem yanlış olur. İlk fotoğrafımın 1965 ya da 1966 yılında çekildiğini sanıyorum. İlkokulda okurken birkaç kez fotoğrafımız çekilmişti, ancak onlar elimde olmadığından hiç bir yerde yayınlayamadım. Ancak bazı arkadaşların armağan ettiği vesikalık fotoğraflar da vardı. Fotoğrafları düzenleyerek Akçadağ İlköğretmen Okulu (1966-1972) fotoğraf kitabını oluşturdum. Fotoğrafların azlığı nedeniyle toplumsal paylaşım sitelerine duyuru yaparak bazı arkadaşlardan da fotoğraf istedim.
Ahmet Özer, Sırrı Özcan, Mustafa Müjde, Hüseyin Düzgüner, Mehmet Ali Gündüz, Binali Kanik, Mahmut Çankaya, Cumali Çavdar, Orhan İsmi, Faruk Öztürk, İsmail Takmaz, Süleyman Çorman, Veli Yılmaz, Murtaza Özcan, Mustafa Alakuş ve Ali Aral’ın da fotoğraflarını adları ile birlikte ekledim ve böylelikle elinizde bulunan kitap ortaya çıktı. 1966-1972 yılları arasında olmayan birkaç fotoğraf da eklendi. Başta bu arkadaşlarım olmak üzere fotoğrafları çeken, fotoğrafların baskısını yapan, yayınlayan, bana ulaştıran herkese teşekkür ediyorum.
Akçadağ İlköğretmen Okulu (1966-1972)/Siyah Beyazlar 1’den sonra ‘Urfa ve Kısas/Siyah Beyazlar-2’, ‘Ballıkaya ve Malatya/Siyah Beyazlar-3’ ile üçlü dizi tamamlanmış olacak.
Kitabı basıma hazırladığım süreçte 23 Kasım 2020 günü aramızdan ayrılan okul arkadaşım Mehmet Ali Gündüz’ü dizeleriyle anıyor, Hak’tan rahmet diliyorum.

Resimler siyah beyazdı
Biz de kocaman bir ailenin çocukları
Hepimiz kardeştik
Akçadağlı günlerde


Saygı ve sevgilerimle…

Süleyman ÖZEROL
Ankara, 3 Aralık 2020

24 Kasım 2020 Salı

Öğretmenler Günü Anımsatıyor

Öğretmenler Günü Anımsatıyor
Urfa, 1972











1972 yılı yaz döneminde Akçadağ İlköğretmen Okulunu bitirdim.
Urfa Merkez, Öğretmenliğe başladığım zaman, 1972...
İlk görevim Yetiştirme Yurdu Öğretmenliği...
O zamanlar bir şiir yazmıştım kendimce...

Mesleğim

Malatya’ya bağlı Hekimhan ilçesinin
Ballıkaya köyünden Hasan oğlu
Süleyman Özerol
Sekiz yüz yetmiş lira maaşlı
Dokuz yıl mecburi hizmetli
Bir öğretmenim
Önemsenmeyen, hor görülen
Kutsal meslektenim...


Urfa, 12 Kasım 1972

Daha sonra şiiri özleştirerek aşağıdaki biçime dönüştürdüm.

Ben bir öğretmenim
Önem verilmeyen
Hor görülen
Kutsal meslektenim


12 Eylülden sonra Siverek'e sürgün edildiğimde şiirime yeni bir biçim verdim.

Ben Bir Öğretmenim

Ben bir öğretmenim
Önemsenmeyen hor görülen
Oysa kutsal olan meslektenim

Ben ki okumayı öğretirim
Yazmayı öğretirim çocuklarımıza
İnsanlığı sevgiyi barışı öğretirim

Bir yapı hazırlarım yarınlarımıza
Dün benden sorulur
Yarınlar benden sorulacak
Çünkü ilk basamak benim


Siverek, 7 Eylül 1981

25 Eylül'de Malatya Battalgazi Toygar'da göreve başladım. 1985'de Boran Köyü İlkokulu açtım. 31 Aralık 1987 günü Yeşiltepe Ahmet Parlak İlkokulunda dört yıla yakın çalıştım. Ekim 1991, bir sürgün daha; Malatya Merkez Şehit Yzb. Hakkı Akyüz İlköğretim Okuluna. Buradan emekli olduğumda 25 yıl 7 ay görev yapmıştım.
Derken yirmi yıl bitmek üzere emekli olalı.
Ne mi yapıyorum?
Hala öğretmenlik diyebilirim...
Neden mi?
Meslekte iken daha çok çocuklara ve ailelerine hitap ederken, şimdi basın yayın ile dünyaya hitap ediyorum.

Ankara, 24 Kasım 2017

23 Kasım 2020 Pazartesi

Okul Arkadaşım Mehmet Ali Gündüz Aramızdan ayrıldı

Okul Arkadaşım Mehmet Ali Gündüz Aramızdan Ayrıldı

Akçadağ İlköğretmen Okulundaki fotoğraflarımı düzenleyerek Akçadağ İlköğretmen Okulu (1966-972)/Siyah Beyazlar-1 fotoğraf kitabını oluşturdum. 19 Kasım 2020 günü, ISBN numarasına başvuru yaptım ve bununla ilgili bir duyuru yaparak Aralık 2020 başlarında az sayıda basımı gerçekleştirilecek olan kitaptan katkı sunan arkadaşlarıma göndermek istediğimi belirttim. Bazı arkadaşlar adreslerini yazdılar, kitap isteklerini belirttiler, teşekkür ettiler. 

Okul arkadaşlarımdan en fazla iletişim içinde bulunduğum Mehmet Ali Gündüz, 21 Kasım 2020 günü saat 12.28 aradığında sesi çok kötü geliyordu. Hasta olduğunu ve iyi durumda olmadığını belirtti. Kendisini yormamasını, sağlığına dikkat etmesini söyledim. 22 asım 2020 günü görüntülü aradı, kısaca hal hatır ettik ve daha iyi olduğunu belirtti (11.45). Adresinin bende olduğunu, kitap çıkınca göndereceğimi belirttim.
Ve bugün 23 Kasım 2020 Pazartesi…

12.29, Orhan İsmi ağabeyimiz, Mehmet Ali’nin fotoğrafını internetten gönderdi. Aklımdan geçmesine karşın konduramadım aramızdan ayrılmış olacağını. Çok geçmeden şunları yazdı.
“Canım, ciğerim, hümanist yüreğine tüm aydınlık renklerin ışıklarını nakışlamış güzel insan M. Ali Gündüz'ü sonsuzluğa verdik. Acıların tarifi de tükendi. Başımız sağ olsun.”
Mehmet Ali Gündüz, 1966-1972 yılları arasında Akçadağ İlköğretmen Okulunda birlikte okuduğumuz, Adıyaman Gölbaşı’ndan olup, güzel anılarımız olan arkadaşlarımdan biriydi.
Hak rahmet eylesin…
Kültür, sanat ve edebiyata meraklı idi. Kitaplarımın tümünü edinmişti. “Yeniden bastırdığın kitap olursa almak isterim, sormadan gönderebilirsin” derdi.
Şiir denemeleri vardı ve 3 Ekim 2016 tarihinde yaşamöyküsünü özet olarak kendisinden derlemiş, birkaç şirini de örnek olarak vermiştim.
Aramızdan ayrılan sevgili arkadaşımın anısına Sanatçılarım sitemde yayınlanan yazımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Mehmet Ali Gündüz 

12 Aralık 1953 tarihinde Adıyaman'ın Gölbaşı ilçesinin Balkar köyünde doğdu. Annesi Ayşe Fatma, babası Mehmet Turan'dır.
İlkokulu köyünde okudu. Akçadağ İlköğretmen Okulunda altı yıl yatılı okudu. 1972 yılında göreve başladı. 1978-1979 öğretim yılında Bursa Eğitim Enstitüsünü bitirdi. Matematik dal öğretmeni olmasına karşın sınıf öğretmeni olarak görevini sürdürdü. Ağrı Doğubayazıt, Adıyaman Gölbaşı, İzmir Kiraz ve Torbalı’da görev yaptı. 1998 yılında emekli oldu, Torbalı’ oturuyor.
1979 yılında Zeynep Başeğmez Hanım ile evlendi, iki çocukları var.

‘Şiir Benim Umutlarım ve Keşkelerim’ Demişti

Akçadağ İlköğretmen Okulunda altı yıl birlikte yatılı olarak okuduğumuz arkadaşım Mehmet Ali Gündüz, zaman zaman şiirlerini paylaşır. Ben de önce kısa yaşamöyküsünü düzenledim, sonra -her ne kadar “ben şair değilim” dese de- şiir hakkındaki görüşlerini öğrenmek ve sizlerle paylaşmak istedim. Bakınız neler söylüyor…
“Ben şair değilim. Olsa olsa benimki bir öykünmedir. Benim için şiir; yaşanmışlıkların, umutların, özlemlerin, keşkelerin, bilginin, yaşamsal biriktirimlerin bir altın bileşkesidir. Ben de bu düşüncelerle kendimce bir şeyler yazdım. Şairim demek gibi bir hadsizlik yapamam. Bir görselden, sözden, olaydan etkilendiğim zaman duygular bazen şelale oluyor. O zaman kendimce bir şeyler dökülüyor dilimden.
Aklımda yanlış kalmadıysa, hayatımın en güzel altı yılını, ilk gençlik yıllarımı severek armağan ettiğim Akçadağ İlköğretmen Okulunda Edebiyat Öğretmenimiz Adnan Bey (Evrensel), “Edebiyat gençliğin süsü, yaşlılığın keşkeleri'' demişti. Bu sözü biraz değiştirirsek, şiir de benim 'umutlarım ve keşkelerim...'
Kimselerden ders almadım. Ustam yok. Kitabım, yayınlanmış şiirim de yok. Yazdıklarım da zaten toplumsal yayın sayfalarında…”

Siyah Beyazdı Resimler

Siyah beyazdı resimler
Ama hayat rengârenk
Cıvıl cıvıl kuşlar gibi
Gökyüzü bizimdi
Tüm denizlerinde kulaç atacaktık ülkemin
Resimler siyah beyazdı
Bizde kocaman bir ailenin çocukları
Hepimiz kardeştik
Akçadağlı günlerde

Resimler siyah beyazdı
Kimi babamız, ağabeyimiz, ablamız
Sevgilimiz kimi
Elleri öpülesi öğretmenlerimiz vardı
Ama resimler siyah beyazdı
Biz bilginin ışığında çok mutluyduk


Bina Ettim Aşkı

       Yunus'a Nazire

Çiçeklerle hoş geçinirim
Bulursam balı incitmem
Meyveye hasretim neden dalı inciteyim
Verince azacağımı
Alınca kızacağımı
Vermeden nereden bileceksin gönül
Saçımı ağarttım ocaklar yansın diye
Küle muhtaç oldum komşumun diye
Hikmetine bir şey dediğimiz yok
Gayretimize cevap ver yeter
Yaratanın hürmetine boyun eğip çirkine
Aşktan ve sevdadan geri kalmadım hiç
Elimden geldiğince
Bina ettim aşkı hep
Gülü incitmeden


Sen Öldün Tanrım

Alev alev yanarken dünya
Keyifle seyrediyorsan
Çocuklar ölürken
Ya da
Ölmüş anasının memesinden
Süt emerken bir çocuk
Sen öldün tanrım
Huriler senin olsun
Cennete de ihtiyacım yok
İnat bu ya
Sırat köprüsünden de geçmeyeceğim
O ki
Ölüyorsa çocuklar açlıktan
Sen öldün tanrım
Sen öldün

21 Ekim 2020 Çarşamba

Dokuzuncu Köyden Onuncu Köye

Dokuzuncu Köyden Onuncu Köye 

Fotoğraf: Birgün Gazetesi

1983 yılına kadar ülkemizde yayınlanmış olan pek çok romanı okudum diyebilirim. Buna çeviri romanlardan bazılarını da ekleyebilirim.
Neden 1983 diyeceksiniz...
1983 yılının sonbaharında, mesleğimin on ikinci yılı olup, otuz yaşında iken yeni göreve başlayan bir öğretmen gibi köy incelemesi yapmaya karar verdim. Kendimce büyük bir işe giriştim.
İlkokuldan itibaren var olan okuma alışkanlığının yerini yazma alışkanlığım ağrımaya başladı. Ancak yine de edebiyat dünyamdan kopmadım araştırma ve inceleme kitapları ile dergiler yoluyla haberdar oldum.
Altmışların ortalarında Akçadağ Öğretmen Okulu'nun yemekhaneden bozma sinema salonunda Yılanların Öcü filmini izledik. Filmin bir aynı adlı romanından uyarlama olduğunu öğrendik. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in filmi yasamak yasaklamak isteyenlere karşı, “Bu filmi yapanlar Türkiye’ye hizmet etmiştir’ açıklamasını da afişe eklemişlerdi.
Fakir Baykurt’un, Yılanların Öncü’nden önce Irazca’nın Dirliği romanı varmış, onu da edindim ve okudum. Daha sonra üçlünün son kitabı Karaahmet Destanı yayınlandı, elbette ki onu da okudum.
Fakir Baykurt’un bu romanlarından sonra Tırpan, Kaplumbağalar, Amerikan Sargısı ve daha pek çok yapıtı unutulmaz Türk edebiyatı yapıtlardır.

“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar”

Hani doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar diye bir halk deyimi vardır. Fakir Baykurt bir romanında da dokuz köyden kovulduktan sonra gidilecek yer olan yerin adı olarak koymuştu; Onuncu Köy...
1961 yılında basılan kitapta özyaşamöyküsü (otobiyografi) özelliği taşıyan romanının kahramanı, köyden köye sürülen köy enstitüsü kökenli bir öğretmendir. Kitabın omurgasını, Burdur’un bir köyünde başlayan ve dokuz köye kadar sürekli sürgüne uğrayan öğretmenin aydınlanma uğraşı oluşturur. Onun onuncu köye kadar gitmesinin nedeni haksızlığın, yolsuzluğun, yoksulluğun ve daha nice olumsuzluğun olmasıdır.
Peki, kimlerdir onu dokuz köyden kovanlar ya da kovduranlar?
Kızların okumasını ve karma eğitimi istemeyenler…
Köylünün (halkın) değil, büyük toprak sahiplerinin yanında yer alanlar…
Köylünün eğitilmesini, aydınlatılmasını istemeyenler…
Köy enstitülerine ve köy enstitü öğretmenlere karşı olanlar…
Çağdaşlaşmaya değil gericiliğe çanak tutanlar…
Ve daha başkaları…

Onuncu Köy ve Bekir Coşkun

Ülkenin cumhurbaşkanının on sekiz yılda eğitimde olumlu yol alınamadığı itirafı, hala dokuzuncu, onuncu köyde yaşadığımızın göstergesidir.
Onuncu köyde yaşamak, onurlu bir uğraşın sonucu olmadan olur mu dersiniz?
Urfalı yazar Bekir Coşkun da yazdığı gazetelerde köşesine ad olarak ‘Onuncu Köy’ü seçmiş ve uğraşını sürdürmüştü. 18 Ekim 2020 günü aramızdan ayrıldı.
Hak rahmet eylesin…
Saygıyla anıyorum…